King’s Cross: Bir Geçiş Alanının Uzun Hafızası

vitruta Heritage Edit

Heritage serisinin üçüncü bölümünde vitruta King’s Cross ile Londra’nın en katmanlı bölgelerinden birine bakıyoruz. King’s Cross yalnızca bir ulaşım merkezi değil; Roma döneminden 21. yüzyıla uzanan bir dönüşümün hikayesi.  

Bugün aklımıza istasyon, kanal ve restore edilmiş endüstriyel yapılarla gelen bu bölgenin hikayesi, Londra’nın erken yerleşim tarihine kadar uzanıyor.

  • London Museum Picture Library - Alan Delaney

  • London Museum Picture Library – Amy Joseph

King’s Cross’un bulunduğu alan, Roma yerleşimi Londinium’un yaklaşık 2 kilometre kuzeybatısında yer alıyor. Arkeolojik bulgular, Fleet Nehri üzerinde bir geçiş noktası olabileceğini gösteriyor. Bölge aynı zamanda efsanelere de ev sahipliği yapmasıyla ünleniyor. Kraliçe Boudicca ile Roma ordusu arasındaki son büyük çatışmanın burada gerçekleştiğine inanılıyor. Rivayete göre Boudicca’nın mezarı bugün King’s Cross Station’ın dokuzuncu peronunun altında. Tarihsel kesinliği tartışılsa da bu anlatı, bölgenin hafızasında yaşamaya devam ediyor.

1756 yılında, bugün Grand Junction Kanalı’nın son durağı olan Paddington’ı Battle Bridge ve Pentonville üzerinden City’ye bağlamak amacıyla inşa edildi. Başlangıçta, kuzeyden Londra’ya yaklaşan canlı hayvan pazarlarına sığır ve koyun sürmek için kullanılan bir sürü yolu olarak tasarlanmıştı; bu nedenle Oxford Street ve High Holborn üzerinden geçen kalabalık doğu batı güzergâhından kaçınıyordu. 

Bugün St Pancras Old Church’un bulunduğu yerde inşa edilen erken dönem kilise, Avrupa’nın en eski Hristiyan ibadet alanlarından biri kabul ediliyor. Buna rağmen King’s Cross uzun süre Londra’nın merkez rotalarının dışında kaldı. 18. yüzyılda şehir genişlerken bile bölge büyük ölçüde kırsal karakterini korudu. 1820’de Regent’s Canal tamamlandı ve King’s Cross kuzey İngiltere’nin sanayi şehirlerine bağlandı. 

1829 yılında George Shillibeer tarafından Londra’da ilk atlı omnibüs ( ki “omnibüs” latince herkes için demekti ) hizmete sokuldu ve bu yeni ulaşım biçimi kısa sürede birçok kişi tarafından benimsendi. New Road ve Marylebone Road, kuzey batı banliyölerinden City’ye gidenler için ana arter haline geldi. 1830’lara gelindiğinde yolun büyük bölümü şık evlerle çevriliydi.

Battle Bridge’in itibarını artırmak için 1835 yılında Stephen Geary tarafından (Highgate Mezarlığı’nın mimarı) IV. George’a bir anıt dikildi; gösterişli bir şekilde “Kral’ın Haçı” olarak adlandırılan bu alan, kralın heykeliyle taçlandırılmıştı. Ancak anıt pek rağbet görmedi ve “King’s Cross” adı da benimsenmedi.

  • Peter Darley King’s Cross Story: 200 Years of history in the railway lands

  • Peter Darley King’s Cross Story: 200 Years of history in the railway lands

Anıtın altındaki yapı 1842 yılına kadar polis karakolu ve ardından birahane olarak kullanıldı; sonrasında St Pancras Vestry, trafiğe engel olduğu gerekçesiyle kral heykelinin kaldırılmasını emretti. Fakat tarihin içinde kalıcı oldu, heykelin kaldırılmasına rağmen King’s Cross adı yerleşti. 

1835’te Londra’ya giren malların beşte biri kanal yoluyla geliyordu; çoğu yerel kullanım için London Docks’tan kuzeye taşınıyordu: kömür, demir, kereste, bira ve buz. Bu durum, Horsfall’s Basin çevresinde sanayi ve depolamanın hızla gelişmesine ve bunun komşu sokaklara yayılmasına yol açtı. Kanalın açılmasıyla birlikte sanayi, yakındaki tarlalara yayılmak için zaten rekabet halindeydi. Bölgenin en belirgin mimari özelliklerinden biri olan tuğlaları ise, Maiden Lane’in doğu tarafında tuğla yapımı üzerine gelişmişti; bugün Barnsbury olarak bilinen bölgede, I. Elizabeth döneminde taş Londra’da pahalı olduğu için uzaktan ithal edilirdi ve Büyük Londra Yangını’ndan bu yana ahşap binalar yasaklanmıştı. Bu durum tuğla üretimini büyük ölçüde artırdı.

1852’de açılan King's Cross Station, demiryolu çağının sembolü hâline geldi. Doğu ve Batı Coal Drops yapıları kömür depolamak için inşa edildi. Kanal ve ray hatları birlikte çalışıyor, trenlerden mavnalara doğrudan aktarım yapılıyordu. 

Kraliçe Victoria’nın 27 Ağustos 1851’de King’s Cross’taki GNR terminalinin varış tarafından İskoçya’ya hareketi geçici istasyonun tek zarif temsili olarak kabul edilir.

1860’larda Midland Railway’nin gelişiyle birlikte St Pancras International ve dönemin görkemli Midland Grand Hotel’i inşa edildi. 1864–65’te German Gymnasium açıldı. Aynı dönemde Metropolitan Railway, dünyanın ilk yeraltı demiryolu olarak Euston Road hattında çalışmaya başladı.

King’s Cross mal istasyonu açıldığında, Londra’ya ithal edilen kömür ticareti yaklaşık 3,5 milyon tona ulaşmıştı. Bunun neredeyse tamamı deniz yoluyla geliyordu. Yirmi yıl sonra, 1871’de bu ticaret iki katına çıkarak 7 milyon tonu aştı; demiryolları bunun yüzde 60’ından fazlasını taşır hale gelmişti (Simmons, 1986). On beş yıl sonra, The Times’a yazdığı bir mektupta Firth (1886), Londra kömür vergisi bölgesine yılda 11 milyon tondan fazla kömür girdiğini ve bunun yaklaşık 7 milyon tonunun demiryoluyla geldiğini belirtti.

  • Peter Darley King’s Cross Story: 200 Years of history in the railway lands

  • Peter Darley King’s Cross Story: 200 Years of history in the railway lands

Bugün de ekspres seferin adı olarak bilinen Flying Scotsman; o zamanlarda da Londra’daki King's Cross railway station ile Edinburgh Waverley railway station arasında Doğu Kıyısı Ana Hattı üzerinde çalışan en prestijli Britanya ekspres trenlerinden biriydi. Özellikle London and North Eastern Railway döneminde modernliğin ve teknik gücün simgesi hâline geldi. 1 Mayıs 1928’de Londra–Edinburgh arasında ilk kez duraksız sefer yaparak yaklaşık sekiz saatlik yolculuğu mümkün kıldı; bu başarı, gelişmiş su alma sistemi ve Nigel Gresley tasarımı güçlü buharlı lokomotifler sayesinde gerçekleşti. Flying Scotsman, hem hız hem de konfor açısından Britanya demiryolu tarihinin en ikonik hatlarından biri olarak kabul edilir.

  • Peter Darley King’s Cross Story: 200 Years of history in the railway lands

  • Peter Darley King’s Cross Story: 200 Years of history in the railway lands

  • London Museum Picture Library

King’s Cross artık Britanya’nın enerji ve lojistik merkezlerinden biriydi.

20. yüzyılın ortasında demiryolu yük taşımacılığı gerilemeye başladı. II. Dünya Savaşı’nın yıkımı ve 1948 millileştirmesi sonrasında ekonomik aktivite azaldı. 1980’lerde Goods Yard’ın güneyindeki raylar söküldü. Bir zamanların yoğun sanayi alanı, terk edilmiş depoların hâkim olduğu bir boşluğa dönüştü.

Bu boşluk 21. yüzyılın başında endüstriyel yapı stoğu korunarak işlev değiştirildi. Coal Drops Yard restore edildi. Bölge, yıkım yerine dönüşüm üzerinden yeniden tanımlandı.

vitruta London tam da bu katmanlı dönüşümün içinde konumlanıyor. Coal Drops Yard’ın endüstriyel hafızasını taşıyan tuğla duvarları mağaza içinde korunuyor.

  • Benoit Florencon

Kreatif Direktör Serra Duran Paralı’nın vizyonu ve Paris merkezli mimar Sofia Cherkaoui iş birliğiyle tasarlanan mekân, geçmişi dekor olarak değil yapıtaşı olarak ele alıyor.

Ham metal yüzeyler, paslanmaz çelik bölmeler, lazer kesim özel üretim mobilyalar ve kömürün yeniden yorumlanması bu yaklaşımın parçası. Bir zamanlar enerji kaynağı olan kömür, bugün sergileme ögesi olarak kullanılıyor. Wendy Andreu’nun askılık tasarımları, NM3’ün metal mobilyaları, Pierre Castignola’nın Copytopia taburesi ve Matéo Garcia’nın heykelsi ses sistemi mağazayı bir perakende alanından çok bir tasarım mekânına dönüştürüyor. Tuğla duvarların ham dokusu ile paslanmaz çeliğin soğuk yüzeyi arasında kurulan diyalog, King’s Cross’un kendi dönüşümünü yansıtıyor. Heatherwick Studio’nun Coal Drops Yard’daki mimari müdahalesinde olduğu gibi, burada da geçmiş silinmiyor; yeni olan onunla konuşuyor. King’s Cross’un hikâyesi bir heykelin yıkılmasıyla başlıyor, ama ismin kalıcılığıyla devam ediyor. Endüstri geriliyor, ama yapı stoğu korunuyor. Kömür gidiyor, ama malzeme hafızası kalıyor.

vitruta Herritage Edit ile vitruta London bu uzun hafızanın içinde yerini alıyor. Bir zamanlar buhar ve kömürle çalışan bir alan, bugün tasarım ve kültürle akıyor.

Kaynak: https://www.King'scross.co.uk/history-King's-cross-area
London Museum Picture LibraryPeter Darley King’s Cross Story: 200 Years of history in the railway lands