Good People of vitruta: Tankut Aykut
Röportaj: Aslı Balkan Erçelik
Tankut Aykut, sergi yapma pratiğini kitap, film ve düşünme biçimleriyle birlikte ele alan bir sanat sever. Sanatsal üretimin farklı katmanlarında dolaşan bu yaklaşım, onun izleyiciyle kurduğu ilişkiyi yalnızca sergi mekanıyla sınırlamayan bir sürekliliğe dönüştürüyor.
Öktem Aykut Galeri çatısı altında yürüyen bu yol, sezgiyle beslenen ama tarihsel ve entelektüel referanslardan kopmayan bir çizgide ilerliyor.
Akademi, saha ve ortak üretim arasında şekillenen bu yolculuğunda; sanatçılarla kurduğu uzun soluklu ilişkiler ve kolektif düşünme pratiği belirleyici bir rol oynuyor.
Tankut, hoş geldin. Hep aynı soruyla başlıyoruz, o yüzden rutini bozmayalım: Seni tanımayanlara kendini nasıl anlatırsın? Tankut kimdir? Nasıl başladı, neler yaptı ve şu anda nasıl devam ediyor?
Hoş bulduk, teşekkür ederim. Sanatsal üretimin çeşitli aşamalarında rol almaktan heyecan duyan; sergi, film ve kitap yapmak, bunları insanlarla paylaşmak için can atan biriyim. Şanslı bir öğrencilik hayatı geçirdim; İstanbul Erkek Lisesi, Sabancı Üniversitesi ve Bremen Jacobs Üniversitesi’nde öğrenim gördüm. Öğrencilik hayatım boyunca neredeyse yalnızca kitap okuyup film izledim. Sonrasında birkaç sanat kurumunda edindiğim çalışma deneyimlerinin ardından, 2014’te kendi galerimi açtım ve çok geçmeden Doğa Öktem ile ortak oldum. On iki yıldır Öktem Aykut’u birlikte yönetiyor; sergiler açıyor, kitaplar yayımlıyor, filmler yapıyor, uluslararası fuarlarda sunumlar gerçekleştiriyor ve yaklaşık yirmi sanatçıyla çok yakın bir mesai sürdürüyoruz.
Senin hikâyen biraz akademi, biraz sezgi, biraz da sahayla ilgili. Sanatla ilişkin ilk ne zaman “izleyici” olmaktan çıkıp yön veren bir yere evrildi?
Teşekkür ederim. Çocuk yaşlarımdayken film yönetmeni olmayı hayal ediyor ve sorulduğunda büyüyünce yönetmen olacağımı söylüyordum. Ancak bilfiil prodüksiyonlara girişmem, ortaokul yıllarında İstanbul Erkek Lisesi Kültür Haftası organizasyonlarında emek vermemle başlamıştır herhalde. O işleri nasıl bir ciddiyet ve özenle gerçekleştirdiğimizi hâlâ hayretle hatırlıyorum.
Galerici olmak dışarıdan bakınca çok net bir rol gibi görünüyor ama aslında sürekli karar vermeyi gerektiriyor. Bir sanatçıyla çalışmaya karar verirken içgüdü mü ağır basıyor, zamanla oluşan bir güven mi?
Doğrusu, şu an galeriyi biz idare etmiyoruz da galeri bizi idare ediyormuş gibi bir kanaatim var. Paylaşımla, ortak akılla, sesli düşünmelerle gelişmiş, kendine ait bir zekâsı var galerinin. Biz bir süredir karar almaktansa, kendi kendine alınan kararları uygulanır kılmakla meşgul gibiyiz…
Sence bir galerinin “karakteri” olur mu? Yoksa o karakter zamanla sanatçılarla birlikte mi şekillenir? Öktem Aykut’un karakteri için ne diyebiliriz?
Galerinin karakteri olmazsa olmaz. Şubat 2014’te galerimizin açılış sergisi, yani ilk sergimizin adı Karakter’di. Bu ismi küratör Elif Gül Tirben vermişti. Ancak galerilerin karakteri de her karakter gibi zamanla sınanır, törpülenir, zımparalanır, dönüşür ve sadeleşir. Böylece zamanla daha da özgün bir karaktere erişir.
Sergi hazırlığında toplumsal arka plan senin için ne kadar belirleyici oluyor? Gündemle mesafeni nasıl ayarlıyorsun?
Bir nebze belirleyici oluyor; ancak bir yandan da mesafeleniyoruz. Toplumsal nabız, geniş bir tarihsel perspektifle bakıldığında çok da şaşırtıcı olmuyor. Gelişmeler, dalgalanmalar, iniş çıkışlar zihnimi meşgul ettiğinde arkeolojiye, siyasal tarihe, sanat tarihine yöneliyorum. Geniş bir perspektiften baktığımda kendimi konumlandırmak ve bugünün fırtınalarına karşı gardımı almak konusunda bana yardımcı olan referanslar bulmakta zorlanmıyorum.
Biz bu röportajı yaparken İkil ve Çoğul sergisinin içindeyiz. Zamanın doğrusal akışından çok, hafızanın katmanlarıyla çevriliyiz. Norgunk’un yayımladığı seçkinin Sarkis tarafından kitap-saat’e dönüştürülmesine tanıklık ediyoruz. Bu sergi senin için nasıl bir anlam taşıyor?
Bu sergi bizim için bir ödül. Çok özel bir sergi. Alpagut Gültekin’i 2024 Nisan’ında kaybettik. Aldığı nefesi kitap yayımlayarak, film yaparak, sergiler açarak anlamlı kılan çok istisnai bir büyüğümüzdü. Onun ve eşi Ayşe’nin ömürlük emeklerinin Sarkis’in dokunuşuyla anılmasına zemin açıyor olmak beni çok duygulandırıyor. Bizden önce nitelikli sanat üretimlerine öncülük etmiş çok özel bir kurum olan Norgunk ile anılmak, Sarkis’in eserlerini ağırlamak, daha dik durmamızı ve daha derin nefes alabilmemizi sağlıyor.
Kollarındaki dövmelerin anlamlarını sorsak, tabii eğer özel değilse…
İlginize teşekkürler. Çoğu sanat eseri adaptasyonu. İlk dövmem Mondrian’ın soyutlamalarından biri; ancak oldukça erken, 1906 tarihli bir soyutlama. Sonrasında Ellsworth Kelly, William Kentridge ve Jak İhmalyan’ın eserlerini dövme olarak cildime işlettim. Değerli sanatçı dostlarım Emel Kurhan ve Toygun Özdemir’in eserleri de var. Ayrıca en sevdiğim meyhane Asmalı Cavit’in logosu ve Uranüs gezegeninin sembolü de benimle birlikte her yere geziyor…
Şu sıralar seni gerçekten heyecanlandıran şeyler neler? Bir eser, bir kitap, bir mekân?
Yaklaşık iki yıldır galeri ekibini büyüttük. Öncesindeki 9-10 yılda galeri işleyişine dair işlerin tamamını o denli yüklenmiştik ki kendimi sanatsal olarak beslemekte zorlanıyordum. Son zamanlarda, önceki yılları telafi etme telaşıyla öylesine yoğun bir tüketim içindeyim ki, sizinle hangisini paylaşacağımı kestiremiyorum…
Philipp Sarasin’in, Tanıl Bora çevirisiyle İletişim Yayınları’ndan çıkan 1977 adlı tarih kitabı, okuduğum en iyi kitaplardan biri. Siyasi tarih ile kültür tarihi, sanatsal üretim tarihi ve popüler tarihi bu denli kapsamlı biçimde iç içe geçiren bir anlatı kurması insanı hayrete düşürüyor.
Mevcut sergimizle birlikte Norgunk külliyatına ayrı bir ilgi duymaya başladım. Ayşin Candan’ın Oyun, Tören, Gösterim adlı kitabı, Türkiye’de tiyatro tarihi üzerine beni çok aydınlattı. Selim İleri’nin yayımlanan son kitabı Sen Diye Biri ise beni neredeyse ele geçirdi; Cüneyt Arkın’la dostlukları üzerine kaleme aldığı bu metin, Türkiye’de kültür sanat alanında üretim, dostluklar, sofralar, kavgalar ve küskünlükler üzerine kolayca yakınlık kurduğum içgörüler sundu.
Bir de Hollanda Dans Tiyatrosu’nun Zorlu PSM’de sahnelenen Üçleme’sine gittim; böylesine nitelikli prodüksiyonlar bende azim ve iyimserlik titreşimlerini harekete geçiriyor…
Tankut Aykut'un Seçtikleri
Tümünü görüntüle-
-
-
-
Norse Projects
Rasmus Relaxed Brushed Erkek Polo Kazak
Satış fiyatı 18.755 TLBirim fiyatMevcut değil -
-
-
-