Good People of vitruta olarak iki gün boyunca Bordeaux’daydık. Bu yolculuk Maison Kavaklıdere’nin nazik davetiyle ve Selin Osmanoğlu’nun ev sahipliğinde bir rota izlemekten çok lezzetli bir akışın içinde ilerlemek gibiydi.
Yolculuk esnasında Bordeaux’nun içerisindeki tüm katmanlarının üretim, mekân ve insan arasındaki ilişki üzerinden yeniden şekillendiğini ve hızın burada emek ve sabıra yenildiğini hissediyoruz.
İlk gün, bağların arasında konumlanan Château Léognan ile başladı. Yemekte her tat ile bir doku eşleşmesi planlanmıştı. Şarap burada yalnızca bir tadım ögesi değil; toprağın, iklimin ve zamanın bir uzantısı.
Günün ilerleyen saatlerinde şehirle kurulan ilişki daha akışkan bir hal aldı. Selin’in bizim için önerdiği listeler elimizde olsa da Bordeaux’nun sokakları, yön bulmaktan çok kaybolmayı teşvik ediyor. Bu kaybolma hali, aslında şehri deneyimlemenin en doğal yolu.
Akşam, Michelin yıldızına sahip Amicis Restoran’da sonlandı. Bordeaux’nun şık bir semtinde, Allées de Tourny ile Place des Grands-Hommes arasında konumlanan bu zarif, iki katlı restoranın mutfağını şef Alexandre Baumard yönetiyor. Detaylara gösterilen özen ve sadelik arasında kurulan denge, günün genel hissiyle örtüşüyordu.
İkinci gün ise üretimin daha görünür olduğu bir yerden başladı. Tonnellerie Sylvain’de, fıçı yapım süreci, zanaatin hâlâ ne kadar fiziksel ve tekrar eden bir bilgi olduğunu hatırlatıyor. Ahşap, ateş ve insan eli arasında kurulan ilişki, zamanı ölçmenin başka bir yolu gibi.
Günün devamı, Château Claude Bellevue’de kurulan uzun bir masa etrafında şekillendi. Château Claude Bellevue, Maison Kavaklıdere’nin 1668 yılından kalan bir bölgeye yatırımı ile yıllar içinde dönüşüyor.
Good People of vitruta ekibi burada güzel havanın keyfini çıkararak bahçede bir Monét tablosundan karesinin modern bir tezahürünün içinde kaldılar. Burada zaman, programdan bağımsız olarak uzuyor. Sohbetler, yemekler ve şarap, birbirinden ayrışmadan devam ediyor.
Akşam saatlerinde geçilen Ortaçağ dokusunu hâlâ taşıyan Saint-Émilion; geçmişi temsil etmekten çok, onu bugünün içinde korunaklı bir yerde saklamaya devam ediyor. Taş sokaklar, dar geçitler ve ışığın yüzeylerle kurduğu ilişki, mekânın zamansızlığını hissettiriyor. Burası hem keyifli yürüyüşlere hem de grubun fotoğraf çekimlerine tanıklık etti.
Maison Kavaklıdere’nin cömert ev sahipliğinde Bordeaux’da geçirilen bu iki gün, Selin Osmanoğlu’nun rota kürasyonu ve her anı daha öğretici kılan şarap anlatımıyla lezzeti ağızda kalan, hepimizin hafızasında kalıcı sohbetlere eşlik eden bir hisle sona erdi.